Ruhu karanlıkta kalanların Siyahtır korkuları Ten rengini ayıran bakışların Renksizdir hayatları Bir cana zulmedenin Cansızdır yarınları Göğsümüzde yine en ağırından bir baskı Utan ey insanlık Masumiyeti bırakıp Adaleti, vicdanı hırpalayıp Büyüdükçe zulme ettiğin tanıklık için utan...
Kısa kitapları seviyorum. Uzun kitapları da seviyorum. Uzun bir kitabı okurken araya kısa bir kitap sokuşturmayı daha çok seviyorum. Sanki, Pazar yürüyüşü gibi oluyor sahilde. O uzun kitapları bitirince üzülüyorum. Aralarda okuduğum kısa kitapları bitirince de üzülüyorum. Sanki ölüm gibi bir şey...
Gerçek adı Mohandas Karamçand Gandi’dir ancak kısaca Mahatma (yüce ruh) Gandhi olarak bilinir. O, hayatında sadece iyilik bakış açısı ile , mütevazılığını yaşam üslubu haline getirerek, kendi varoluşundan başka hiç bir güce ihtiyaç duymadan, kimseye zarar vermeden, kimseyle savaşmadan...
Büyük bir enkaz, kaybedilen hayatlar ve geçmişte kalmış, bir daha da geri gelmeyecek güzel günler üzerine yeni bir hayat kurulabilir mi? Sizin olan, gayet de güzel yürüttüğünüz hayatınızın bir sebepten dolayı -mesela bir savaş sebebiyle- elinizden alınması bir daha yeni başlangıçlar yapamayacağın...
Belirsizlik sevgilim belirsizlik, içimi oyan bir tahta kurusu gibi her geçen gün umutlarımdan çalıyor. Dağlardan esip denizin kokusuna karışan rüzgarla savrulan saçların düşüyor aklıma bir gece vakti. çıldırırsın... Bu kadar mı mücbirdi sebebin... Kokunu getiren dağ eteklerindeki uçurumlardan...
Göğün mavisinin olanca aydınlığıyla gözlerime dolduğu bir sabah. Uyanışıma yerleşen mutluluğun en büyük nedenlerinden biri: Odamın penceresinin, yeşilin türlü tonlarına açılıyor olması. Başka bir nedeni de dedemin evinde odamın olması tabii ki. çocukluğumda okul tatil edildikten hemen sonra e...
Nelere mal oldu,sebepsiz hıncın, Yakıp yıktın beni, Sivas mı oldun? Yangınlar çıkarttın, kalpte ansızın, Ateşlere saldın, Sivas mı oldun? çocuksu saf sevgim, ağır mı geldi, En insani duygu, bağır mı deldi, Kapattın defteri, ahir mi geldi, ölümlere saldın, Sivas mı oldun? Severek de geldim,...
Zamana meydan okuyan nostaljik yeşilçam sokağının , hayal perdesine can veren ustasıydı o. Yaz akşamlarının vazgeçilmez eğlencesi haline gelen kukla oyununa ev sahipliği yapıyordu o güzel, arnavut kaldırımı taşlı sokak. Her akşam saat 20:00'de , beyaz perdesini açıyordu mahallenin mini mini,...
Birikmiş hoşçakalları bir çuvala koyup, Adı sanı duyulmamış diyarlara yolladığım. Yıllanmış dünlerin düğümünü çözüp, Bugünümü yarınıma bağladığım. Umudun tohumunu dualarıma ekip, Gün yüzü görmemiş kelimelerle suladığım. Zemherimde bahçe bahçe açıp, Avucunda buram buram huzur kokladığım....
Tüm zamanların en mükemmel müzisyeni Orpheus, lirini öyle güzel çalarmış ki; doğadaki tüm sesler susar, onun müziğini dinlermiş. çiçekler ona doğru uzanır, bitkiler saygıyla önünde eğilirmiş. Ormanlar tüm ağaçlarıyla, dağlar ve tepeler her bir taşıyla, kayasıyla büyülenmiş gibi Orpheus'un çevres...
Sonra koca bir boşluğun ortasında kaybolunca, anladım her şeyin hiçbir şey etmediğini...Beyaz elbisemin üzerine saçtığım papatyalar, bir sis misali kaybolduğunda, çekilen sancıların bile yersizliğini anlıyorsun! Her şeyi, herkesi yeteri kadar ya da ne bileyim değeri kadar sevmeme...
Dilsiz dudaksız sevdim seni ben, Uçsuz bucaksız Sessiz sedasız, Güneşle aramda bir sır gibi, Geceleri gözlerinle ısınır gibi, Var gibi, yok gibi Tarifsiz, İzsiz, çelimsiz, geçimsiz hallerde Duaya sığındığım Aşkınla avunduğum Tek başına kurduğum hayallerde, Derelerde, tepelerde Dü...
Her şey zamanla kendi içinde anlamını buluyor. Işık pus, neşe keder, umut umutsuzluk. Sen, içini, ruhunu özünü yadsıdığında, Sakinleşmeyip her şeyi kontrolün altına almaya çalıştığında, Anlatmaya çalıştığında anlatamamana rağmen yeniden yeniden uğraştığında, Sonu gelmez mücadelelerde herke...
Yarın farklıdır bugünden Adı değişir hiç olmazsa Kara bir suyu geçiyoruz şimdilerde Basarak yosunlu taşlara Sen bugünden yarına Birazcık umut sakla Metin Altıok’un bu umut dolu şiirini tekrar tekrar okumak istiyorum. Yorucu bir yıldan geçiyoruz çünkü. İyi şeyler duymak istiyoru...
Karanlığın kuşattığı bir temmuzdur. Gece daha gündüzden doğmuştur. Karanlığın tüm yüzleri aynı olur. Gözler, kaşlar, suratlar silinir çünkü, bir ağız kalır herkes. Bağıran, boğan, kusan bir ağız. Ateş diye, taş diye, is diye. İçerde sözcükler kalmıştır, şiirlerinden sıyrılmışlar da o sıcakta...
Her şey bir gülüşle başladı. Tezgahtardı. ürünümü paketledi. Verirken öyle bir gülümsedi ki, gözlerim yüz hatlarında takılı kaldı. Bir şaman ayininin ortasında kalmış gibi dilim tutuk, kalbim gümbür gümbür çarptı. Kendimi toparlamam biraz zaman aldı. “Bunlar burada kalsa, bakacağım bir şey...