Toplumsal alfabede Olmayan harfleri kullanıyor yüreğim. Belki de bu yüzden farklıdır okuyup yazmam. Ne de çok önemsiz ayrıntılar var hayatınızda; Gün boyu yürüdüğünüz caddelerde, Birkaç engelli. Toplumsal ahlakın kıyısındaki Gecekondular gibi travestiler. Boya sandığının başında çoc...
Her bir sözün rengi var kalbimde. Görmem zaman aldı ama gördükçe zenginleşti dünyam... zamansız dansa kaldırdı tüm masumiyetleri... yaşanmışlıkların izinde yürümeyi öğretti. Rüzgâra ayak uydurmayı, yağmurdan kaçmamayı, karın beyazına sere serpe uzanmayı hatırlattı... güneşe, yanmak için deği...
sevilecek bazı güzel insanlar mı içilecek iyi içkiler mi veya yazılacak yeni şiirler mi var yoksa gidilecek uzak denizler mi yaş 45 yolun yarısı eder öyleyse asıl soru şu yemek yerken yakını mı takacağız yoksa uzağı mı Burak Ketenci 5 Nisan 2021 / Rusya...
Sevmek doğuştan gelen bir yetenek işi değildir. öğrenilen, emek verilen, özenle inşa edilen bir deneyimdir. Sevmek her şeyden önce bir seçimdir. önce, sevmek tam olarak ne demek bilmek gerekir. Sevmek, sevdiğine kendi olabilmesi için bir özgürlük tanımak ve onun bu yolculuğundan da mutlu...
çocuk psikolojisi, çocuk gelişimi ve çocuk ruh sağlığı gibi önemli konulara ait kitapları neden çoğunlukla annelerin elinde okurken görürüz de bu tür kitapları okuyan babalara pek rastlamayız? Pandemi öncesinde vapurda, otobüste,dolmuşta,uçakta çocuk psikolojisi ile ilgili kitap okuyan annele...
Yedi Uyurlar efsanesi, Anadolu’da yüzyıllardır kulaktan kulağa dolaşan bir hikayedir. Milattan sonra 2. yüzyıl başlarında putlara tapmayı reddettikleri söylenen 7 gencin, sığındıkları mağarada 309 yıl uyudukları rivayet edilir. Bu mağara Mersin'in Tarsus ilçesinde bulunmaktadır. Ashab-ı...
Haylaz ve asi ruhunun penceresinden izliyordu geçip giden zamanın kahverengi bulutlarını. Ne hayâllerini tutabiliyordu artık yorgun avuçlarında, ne de olmazlarını... Kayıp gidiyordu hepsi birer birer, tıpkı kendi gökyüzünden ansızın süzülüp rotasını yitiren yıldızlar misâli. Sahi,...
çekildi el ayak Issız kaldı sokaklar. Sessiz kaldı insanlar. Kaldırımlarda başı boş kediler, Kedileri kovalayan, Başı boş köpekler. ülfezik yanan sokak lambaları. Yazıları zar zor okunan tabelalar. Saat gecenin üçü. Sokak başında göründü üçü. Biri elleri ceplerinde, Yakası kalkık...
Bu sabah da böyle geldim buraya. Sordum, tedirgin çıktım merdivenlerden. Dört yüz elli bir numaralı odanın önünde dakikalarca durdum ve elim kapı kolunda. Sesleri dinledim, ayak seslerini, içeri girip çıkan hemşireler, fısıltılar, kapanan kapılar. Her şey...
Uyuduk ve duyduk Suya konan gülün Dağılan yapraklarının çıkardığı hışırtıyı O gün ki gördük acının salyangoz kılığında saklandığını biz onu hiç sobeleyememiş çocuklardık ‘Yum gözlerini geçer’ diyorduk tanıklık ettiğimiz her acıya Sayıyorduk içimizden saymakla kalamıyor...
Bir bahar daha kayıp gidiyor ellerimizden... Balkonda ki çiçekten mütevellit baharımız bu aralar. Gerçi havalardan o da şaşkın ya bir açıyor , bir soluyor. Dünya dertlerinin gündemiyle içimizin gündemi soluk soluğa yine. Hareketsiz ama hızına yetişilmez günlerden geçiyoruz. Geçiyoruz ama...
‘Vefa’ ile ‘vefat’ arasında tek harf fark varmış, Tıpkı ‘sevmek’ ile ‘sövmek’ arasında olduğu gibi. Sen dostunu kütüphane görürsün, O ise bir harf ile kafasına sıkar. Yazık bir harfe kurban gidenlere......
Rüzgârın koynuna Bırak kendini Lisa. Bir mucizeye götürsün seni. Aşkın deli mavisi Gelip oturmuş gözlerine. Gözlerin ki Aydınlık Derin... Tutma kendini Lisa! Rüzgâra karşı yürünmez. Hisset,tenine dokunuşunu; Sarsın her kıvrımını bedeninin. Otursun gülüşünün kenarı...
Zamansız bir mektubun, Satırlarına gizlenmiş gibi ayrılık çehresine tebessümü mühürleyen Her şey gibi eksik bir yalnızlık Avuçlarına hapsettiğin umutlar gibi dünya Ardında bıraktığın ne varsa yarı karanlık, yarı aydınlık Ayrılık ah ayrılık! Kalbin ağrısına iyi gelmez oldu türküler Anca...
Bondi mavisi, bataklık yeşili, limoni… İlkbaharın renklerinden sadece birkaçı. Mevsimlerin renkleri mi olur demeyin. Renkleri, şarkıları, ağaçları ve çiçekleri, karakteri bile olur. Bir sevmek düşleyin. Aylardan mayıs. Esintinin en güzeli sizin bahçelerinizde esiyor. Gözünüzün görebild...
Bazı kitap isimleri ilkbaharın gelmesi gibidir. Güneşin daha erken doğmaya başladığı, ışığın en dipte kalmış köşelere sızdığı, en gölgede kalan yerlerin bile uzun soğuklardan sonra aydınlığa kavuştuğu ilkbahar. Gökyüzünün yükseldiği, otların kalktığı, ıhlamur ağaçlarının çiçeğe durduğu ilkbah...
Nisan 2015 sayısı, derKi tarihinin en ilginç ve okunma sayısı en yüksek sayılarından biri oldu. 5-6 aydır iletişim halinde olduğum Sn. İlhan İrem, bir gece vakti telefonuma düşen mesajda ‘‘51. Bölge Sendromu’’ adlı yazısını yayımlanması için gönderdi. Müthiş bir haberdi...
Büyük bir kutunun içine hapsolmuş beyaz bir güvercin düşünün. Kutunun sol üst köşesinde yeşil bir yaprak, sağ alt köşesinde ise kırmızı küçük bir kutu vardır. Tek bir kutunun içinde, kendince gördüğü, sınırlandırılmış bir evrenin içindedir güvercin. Tek yapabileceği bir yaprağa dokunmaktır. On...