Sistemin ve doğanın getirdikleri ile yaşamla uyum içinde yolculuğumuza devam edebilmek için hayatlarımızda bazen bizim seçimlerimizle bazen de zorunlu koşullardan dolayı değişmemiz ve yeni bir yaşam biçimi oluşturmamız gerekebilir. Bu değişim zamanlarını yönetmek ve uyum göstermek de çok kola...
İnsan doğdum bu hayatta Görerek Duyarak Beş duyumun ötesinde Hissederek doğdum Bilinçle yoğrulmuş Akılla donanmış öğrenmeye açık doğdum Her çocuk gibi Aydınlığa yakın İçimde iyilik baskın Hayal etmeye yatkın doğdum İnsanları derilerinin Canlıları etlerinin rengine göre ayırmadan doğdum Kumdan k...
kimsin sen hangi seni sevdim ben beni seven hanginiz gölgeleriniz bile karışık hani nerede ışık gölgesi olanın kendisi olmaz mı hiç ne kadar da ilgisizsiniz hangisi sizin gölgeniz ışık gölge ve siz hanginiz eksiksiniz Burak Ketenci 15 haziran 2021 / tuzla...
“önce ben geldim! önce ben geldim!” diye, Sevinçten zıplayan çocuklardık. Dost kılığında mı geldi ölüm, Oynamaya gel gibi? Koşuverdin peşinden, Gözleri kapalı ebe gibi! Oyun bitti! Dağılıyor eşin dostun, usuldan usuldan... Umarım yine neşeyle zıplarsın iki gözüm,...
Simsiyah yazgıları vardı İsyan edemedikleri. Kara tüllere dolanan umutları vardı çaresizce çözemedikleri. Gözyaşları vardı, Karanlıktı, Bir türlü tan yeriyle ağarmayan. Onlar kendileri için yaşamazdı. Havayı solumazlardı kendileri için. Gözleri hep yollarda, Yürekleri he...
“İnsanın gözüne, kaşına, boyuna bakmakla olmaz; yüreğini görmek, bilmek gerek kızım.” dedi. Bunu dediğinde yürüdüğümüz ormanın derinliklerindeki nehrin üzerinde bir köprüde duruyorduk. Köprünün altında sakinliğiyle akan suyun seyrine takılmıştım. Ne kadar da yerind...
Kendi sıradan hayat hikâyesinden bunalıp, farklı hayatların gizli kapılarını aralamak isteyen sıradışı bir ruhtu onunki. Kapısını araladığı her hayat, ona gizli bir dilde fısıldıyordu. Belki de o öyle olsun istiyordu. Sırdaş olmayı seviyordu, akıp giden monoton bir hayatın tam ortasında...
Her rengi birbirine karışıyordu hayatın... Durup dinlenilecek zaman neresi bilmiyorduk! Gözyaşlarımızda akmıyordu, bizi dağıtan hiçbir şeye şaşırmıyorduk ... Canımızda yanmıyordu hiç eskisi kadar... Her şey olağanlığıyla sürüp gidiyordu, hepimiz vazifeler ediniyor günün hakkını...
“Kitaplardan ve ayraçlardan ve bardakaltlarından ve kedilerden ve gündüzlerden ve gecelerden ve yerlerden ve göklerden başka kimimiz kaldı?” diyor Bilge KARASU “Ne Kitapsız Ne Kedisiz” adlı eserinde. Ne kadar tadında ve yerinde ve özel ve sahici ve dingin bir anlatımla...
Ağustos’tan taze koparılmış Eylül, Ekimlerin yanağındaki mahcup alıç ağacına haykırdı: Ah hasret yangını gün batımlarının kızılı, Alnımda adın kırmızıyla yazılı. Safran sarısı son yaprakta, Güz hüznüne inat, dal dal umut dizili…...
Geçen gün bir televizyon programında sunucu şöyle bir cümle kurdu. " Birbirimize yürümekten, birlikte yürümeyi unuttuk." Hem çok hoşuma gitti hem çok düşündürdü bu cümle beni. Hayatımızın geneline baktığımızda son zamanlarda hepimizin psikolojisi o kadar bozuldu ki bırakın birbirimize yürüm...
Bir şiir sıkıntısı sardı yüreğimi. Suskunlukları devirircesine Usumdan tek tek toplayarak, Zamanın bıraktıklarını. Kuş cıvıltıları üşüştü parmak uçlarıma, öpersin diye sen. Bir göz kırpışı mesafe kaldı aramızda, Kapattım gözlerimi. Geldin, oturdun duvarlarımın ucuna. Sen gelince...
içimizde bir leke gibi duruyor diyordu mağlup sevişmelerimiz Küf diyordu değişen rengine bir yaşta kadın olmanın Ben karbon izi diyordum çoğul yapmayan her iz Matematikçi karekök diyordu Coğrafyacı menzil Denizci mendirek Kimileri şairce tanımları sevmiyor Seks diyordu Kısıyorduk r...