Kalpler açılır gönül iziyle çocukluğum belirir eski bir ahşap kapının gıcırdayan sesiyle Hikayeler biriktiririm bulutların içinde Dargınlıkları süpürürüm kuş evi kurulu bahçelerde tam da kuşluk vaktinde Saklambaç oynanan sokaklarda Kahve kokusunun izinde yeterince yılın hatırına Kalpler açılır...
bir güzellik verdiğinde hayat bana lades diye bağırıyor tanrı kahraman maraşlı bir usta gibi külah bende kalıyor dondurma onda ilmeği kaçmış bir hırkanın sökülmüş kısmıydı umut heves ölümü gerçekleşmiş bir hayatın arka bahçesinde sakalı da büyür insanın hüznü de kendi kendine aslında...
" "Belki de insanın en uzun yolculuğu budur. Kendinle yaşamayı öğrenmek ise o yolculuğu sessiz ama derin bir huzura dönüştürür. Yol bitmez; sadece ağırlaşan yük hafifler." İnsan uzun yıllar en büyük mücadelesinin hayatla olduğunu zanneder, direnir, savaşır. Oysa zamanla fark eder ki insanı e...
Hayli yorgun düştüğüm bir çalışma dönemi sırasında internette gördüğüm bir oyun dikkatimi çekti. “Fosforlu Cevriye” müzikali yaşadığım ilçeye geliyor ve son gösterimini yapacağını söylüyordu. Tabii ki reddedemeyeceğim bir çağrıydı hemen biletimi aldım. Yorgun argın gittiğim oyunun...
"Bu bir uçurtmanın kaçışı belki de değil, bilmem gökyüzünde aramak doğru da değil..." Bir şarkının mısralarından dökülen bu sözler dolanıyor dilime. Gerçekten de öyle... Bazen insan özgürlüğü, kaçıp gitmeyi hep çok uzaklarda, erişilmez yüksekliklerde arıyor. Oysa aradığımız o hafiflik, t...
Bir fotoğraf paylaşılır belki ardımdan. Belki adım anılır, kulaklarım çınlar bir an. Adım ayrı yazılır sonra adından, Yattığımız yer bile ayrıdır artık. Belki önce sen gidersin buralardan, Belki de ben… Belki çiçekler, kuşlar olur başucumda, Ya da bir çam ağacı mesela....
Sen ki avuç içlerimin sıcaklığı, gözlerimdeki en masum pırıltıydın. Saçlarımda dolaşan ellerinin şefkati, yorgun ruhuma sığınak olurdu. Oldu mu şimdi? Eksildiğin yerde kaktüsler büyüyor. Ruhum, sessiz bir yıkıntının altında kendi küllerini arıyor. Sensizliğin derin sessizliğinde usul usul tüken...
Julian... Adı bile bir kraliyet ailesi mensubu gibiydi. Duruşuyla, bakışıyla, hayata dokunan o özel titreşimli nüansıyla, başka bir diyârdan süzülüp gelmiş gibiydi sanki. Sıradışı olmak onun genlerinde vardı hiç şüphesiz. Tüm dünyaya kumaşlar dokurken, modaya hayat verirken o yetenek...
1. Terleyen ırmak, Sıyırmış eteğini Denize girer. 2. Her yere uğrar, İçi daralan rüzgâr. Hem de kış günü. 3. Seveyim derken; Yırtar suyun yüzünü Söğüdün dalı! 4. Güçlü de olsa, Hep sallantıda geçer Yaprağın ömrü. 5. Kar derisinden Elbise giydirir kış, ç...