İki santimetre çapında, kırk para, 1327 tarihli, Kostantiniyye darphanesi. Koleksiyon defterinin sayfasını çevirmedim bu defa. Paranın tuğra yüzünü de görmek için defterin naylon cebinden parayı çıkardım. Arka yüzümü çevirdi. O çevirir çevirmez de sureti silinip gitti. Ben kendi çevrem...
Haydi, dostum, gel, seninle baharı konuşalım. İncelmiş bir rüzgârın bir söz gibi gelip geçişini yahut da havada asılı kalışını haydi abartalım yine bir söz gibi boşluğa çakılıp kalışını konuşalım. Sabahın ve elbette ışığın, henüz açmış bir filize konuşundaki zarafeti konuşalım. Sen bakm...
Oysa kar yağışını anlatacaktım. Karın sessizliğini söylemişlerdir size, döne döne düşüşündeki o görünür havayı zaten siz de görmüşsünüzdür. Kimi zaman düşmez de uçuşurlar. Kar taneleri yerden göğe doğru iri iri yağıyor gibi olur, görmediyseniz de duymuşsunuzdur. Ama ben karın yağışını anlatmay...
Işık geçerdi Sen söylerdin Bütün masallar bir uzun yolculukla başlardı. Işık geçerdi Kalırdı, o dayanılmaz titreme Haramiler sözde kurtarmak isterlerdi bizi. Sen hep inanırdın. İçinden çöller, deli taylar, ulaklar geçen, Bir doğulu masal. İnsanı özne yapan isyandır, derdim....
Akşamdır. Şehrin en uzağına düşen ışıklar vardır. Titrek ve sarı yıldızlar kadar soğukturlar. Kentler büyüdükçe o ışıkların yükseldiği evler daha da uzaklara sürülür. Bir kuşlar varır yanlarına, bir de ayrımsız gökyüzü… Güz yaprağının rüzgârsız Dü şü şü gibi a y k ı r ı, k...
Karanlığın kuşattığı bir temmuzdur. Gece daha gündüzden doğmuştur. Karanlığın tüm yüzleri aynı olur. Gözler, kaşlar, suratlar silinir çünkü, bir ağız kalır herkes. Bağıran, boğan, kusan bir ağız. Ateş diye, taş diye, is diye. İçerde sözcükler kalmıştır, şiirlerinden sıyrılmışlar da o sıcakta...
Kendi dilimde anlatabilirdim. Günışığını ve gölgeyi. Hayali ve gerçeği. Hatta sınırlar çekemediğiniz gündüz göğünü. Kalbin ve aklın uzlaşmaz harflerini anlatabilirdim. Denizin köpüğünü aldığınızda avuçlarınızda kalan tuzu da anlatabilirdim. Kalbin kale kapılarını, sınırlara surlar örüşünü, renkle...
Arabanın camını açtığımda içeri giren kokuların çekiciliğini nasıl tarif etsem? Manzarayı anlatabilirim, katman katman bulutların bembeyaz yakınlığını, allı yeşilli yaprakların ve dalların titreyişini, yamaçlar boyunca uzanan dağ çileklerinin kızılını, Yaşar Kemal’in cümlelerinden düşmeyen...
Heceler, görünmez ama duyulur damlalar halinde düşmüştü camlara. Sonra orada yoğunlaşmış ve yassılaşmıştı. Söylenen ve susulan harfler birdenbire yol yol ayrılıp kayıvermişti şeffaf zeminden. Sözcüklerimizin ıslak izleri duruyor hâlâ camlarda. Bir hastalığı söylüyordu haber bülte...
derKi yazarlarımızın yazdıkları kitapları da siz değerli okurlarımızla buluşturmak istiyoruz. Mart ayında DerKi yazarlarımızın yazılarını instagramda paylaşırken #DerkiMart başlığını ekleyenler arasından çekilişle bir okurumuza ayın kitabını, yazarımızdan imzalı olarak hediye edeceğiz. Bu ayın ki...
derKi yazarlarımızın yazdıkları kitapları da siz değerli okurlarımızla buluşturmak istiyoruz. Mart ayında DerKi yazarlarımızın yazılarını instagramda paylaşırken #DerkiMart başlığını ekleyenler arasından çekilişle bir okurumuza ayın kitabını, yazarımızdan imzalı olarak hediye edeceğiz. Bu ayın ki...
Ben buradayım, kırılan ışıkları topluyorum. Meydanlarda dem çeken öğle kuşlarına çarpıyor kelimelerim, Her biri bir kuştan bir kanat çırpmış. Uçmuşsun ya işte ey sözcük, Daha ne Varsa yoksa bir gökyüzü. Gitmedim, eşitsiz bir dünya tarihinin kırıklarını topluyorum. Göçmen bir çocuk bü...
Bir akşamüstü; günbatımının izi henüz silinmemiş bulutların üzerinden; başımda göğün laciverdinde ışıyan aceleci dolunayın sersemliği; saçlarımda yeni yetme bir rüzgâr; kaynağını tespit edemediğim bir kokunun ardından yürüyorum. Belki bu koku, “kentsel dönüşüm” projelerine d&...
Işık İle Işığı yakalamaya çalışmıştım. Büyük bir kentin yüzlerce yıllık sokaklarına dalmıştık, ışık bir yerden ben bir yerden. üstü başı sökülmüş dilencilerin, ellerindeki tasa atılan bakır mangırların ve pulların sesinin yankılandığı; ağzını yayaraktan konuşan küfeliklerin, bacakları birbi...
29 Ekim Efendiler yalnız yarın değil, her gün cumhuriyeti yeniden ilan edeceğiz! Dağların ve düzlerin, gecelerin gündüzlerin, baharların ve güzlerin özgürlüğüdür cumhuriyet. Tütünün ve kızılca buğdayın, Beren pamuğunun ve çeltiğin; sonsuz bir göğün üstünde dalgalanan Ay’ın ve yıldızlar...
Güz Soruları İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz. Soru 1. Bir çınar yaprağının döne dolana toprağa inişi güz müdür? Soru 2. Bulutların gölgesi, tarlaların sarısını bozmaz mı? Soru 3. Gül solarken rengi neden koyulaşır? Soru 4. Güz denilince ilkin, neden “ömür Hanım” gelir ak...
“İnsan yaşadığı yere benzer” Edip Cansever...
Işığın ve karanlığın arasında büyük farklar olmaz kasabalarda. Akşam sessiz ve içli iner toprak yollara, çatılara. Varla yok arasında bir yaşamı öğütler akşamlar. Bakmayanın görmediğidir. Susuşlardır. Dağların ve yaylaların kederleri gelir pencerelere yaslanır. Masallarla, eskimiş sözcük...
Bazen hayat. Fludur. Bulanıktır. Oldu bittiye gidendir. Ancak gittiğinde fark ettiklerimizdir. çünkü onun her duruma hakkı vardır.* Avuçlarımızın arasından simsiyah sızan akşamlar gibi, terk edilmiş evler, anlatıcısız kalan hikâyeler ve gümüş bir aydınlığın sihrinden uzak kalmış gecel...
Işıyan kalbimin serüvenidir bu. Kimine göre uçsuz bucaksız bir boşluğun orta yerinde döne dura tükenen bir yanılsama; kimine göre amansız bir kalım kavgası. Yalınayak bir yalnızlığı kemiriyorum kimi zaman. Akşamüstlerinin içimden; başıboş bulutların üstümden, usul yavaş geçişini izliyorum. G...
Gözlerimi açtığımda kendimi, nemli ve gevşek bir toprağın üzerinde, topaklanmış çamur parçalarının alnıma, yüzüme bulaştığı bir yükseltide, yüzükoyun yatarken buldum. üzerime bulaşan toprak parçalarından güçlükle sıyrılıp doğrulmaya çalıştım. Hafifçe doğrulup da başımı kaldırmayı başardığımda, isya...
çöllerin suya hasret çağında ve çorak toprağında bir su düşüdür mavi. Develerin kuma gömülen adımlarının ve bu adımların ritmince çalkalanan kadife ezgilerin, büyük boşluğa dağılışı mavidir. Mecnun’un özlemlerinin rengi mavidir. Söylenmiş ve söylenecek sözlerin kalmayışı, söz dilinden hal dili...
önce gölgeler büyür. Işığın yalınayak söylediği bir bozlaktır bu. Eğilmiş mevsimlerin ya da ikindi vakitlerinin, düşmüş zamanların ve iri sözlerin türküsüdür. Rüzgârların silkelediği kasabalı camlardan, halince titreyen dallardan, nehir kıyılarından, dağ uçlarından geçerek giden ışığın içli s...
160 mevsim gördüm. 480 ay yaşındayım. Ufuk çizgilerine bakıp, yedi renkle karışa katışa dalıp gittiklerim oldu. Dağ başlarına, kiraza, bulutlara ve akşamlara tırmandım. Yağmur damlalarına, sur diplerinde açan sarı çiçeğin narin yapraklarına, bu yapraklarda tomurcuklanan, kendi desenlerini çizen taz...
Bir kelime arıyorum. Ancak ya öyle bir kelime yok, ya da ben bulamıyorum. Arıyorum. Dağları anlatsın istiyorum, yüzümüzü kesip geçen o acı yeli, ufalanan kayaları, mavi bir boşluğa taşan ağaç köklerini, vargit çiçeklerini, yayla göçlerini anlatsın. Serçelerin kışlık telâşını anlatsın, yaprak...
Viyana’nın düzenli sokaklarında dolaşıyorum. Yüzlerce yıl öncesinde geziyormuş hissi veren grinin ya da beyazın tonlarında uzanan gotik, barok, grotesk yapılar. Binaların yüzlerinde, çatılarında ya da önlerinde; caddelerin birbirine çıkan düzlerinde, kıvrılıp bükülen sokak başlarında ya da mey...
Yüzünü yere eğmiş kızılca bulutların sürrealist manzarasına dalıp da renklerinden, dizilişlerinden, biçimlerinden, saklı anlamlar çıkarmaya çalıştığım şu gökyüzü tuvaline, salkım saçak, boğumlu bebek kolları gibi uzanan, ve böylelikle bu yağlı boya tablosunu, beşik dönencesine çeviren çınar ağacı...
Sedat Delioğlu derKi Şiir Konuşmaları Gün gülümsemiş ömrüm. Yüreği güz yağmurlarında yunmayanın bileceği hal değil. Gök bir yağlı boya tablosu, deniz alabildiğine mavi, yeşilin sesini duyuyor musun ömrüm? Yeşilin sesi mi olurmuş? Eğil, bak hele, yeşilden ala ses mi olurmuş? Bir düş görürü...
Sedat Delioğlu derKi SERçE UZAĞI Ah baksaydın gözlerime Simitçi Salih Sokağında Uçuk mavi Evlerle el ele, ikimiz İki yelkenli İki kanatsız kuş, ikimiz. İki küçük harf Cümle kapılarında Diz dize dursak da baksaydın Gözlerime bulutlar inerdi Tirşe rengi denize Dağ ufkuna bulutlar,...
Sedat Delioğlu derKi; Son Şiir “Vah bana vah!Nedir gün, kaçtır yıl?Dünya mı tükendi, kıyamet midir duyulan, alem ne der buna…Gül rengidir dünyayı alan duman. Gülmez yüzleri çocukların…” Ahmet Telli ile telefonda görüşmüştüm. “Kardeşim hangi kitabımı istersin,...
Sedat Delioğlu derKi ZAMANAŞIMI Eğrelti otlarının ritmini unutalım. Ayakaltlarında çimen yeşilini, sonra şu deli rüzgârların saçlarımıza dolanışı yok mu? Onu da. Seher vakitlerinin sersemliğini, puslu gözlerimizin aylak adımlarımıza yön veremeyişini ve sırf bu yüzden bir boşluğa çarpa...
Sedat Delioğlu derKi DüŞ İZİ Seni kelimelere benzetiyorum. Bir ateş böceğinin izli kızılı gibi yanıp sönen kelimelere: Uçarı, kırılgan, sert, hüzünlü, anlam yüklediğimiz titreşimler bütünü. Eksiltili söz dizimi, geniş zamanların ulaşılmazlığı, geçmişin bitmemişliği… Seni, yüz bin yıl...
Sedat Delioğlu derKi SIRADANLAR DESTANI 1.BöLüM Adam: çocuğunu sırtlanmış; mayın tohumu, insan kanı bir toprağın üzerine basa basa; her bir adımda göğsünün boşluğundan doğan ve âdemelmasına uzanan yumruyu yuta yuta; kolunda taze yara, dilinde bin yıllık feryadı tuta tuta; sessiz, isli...
Sedat Delioğlu derKi SORULAR? Sorular vardır, cevapları yoktur. Sorular vardır, binlerce yıllık bir yolculuktan dura dinlene gelir. Bir şairin kalbine çengeldir. Bir ozanın teline pelesenk. Bilimcinin aklında sınanmıştır. Bilicinin başıyla onanmıştır. Bir güzelin sıralı kirpiklerinin göl...
Sedat Delioğlu derKi SIRADANLAR DESTANI 2.BöLüM Pulları dökülüyor, bıçağın ağzını sürttükçe ölü balığın, gri tenine. Kadın: İnce eli, büklümlü saç teli, kınalı avuç içi ve teninin açılmamış taze gül rengi ve gelin çiçeği, al kuşak, tırnak boyası, iğne oyası ile susuyor bırakıp gitmeyi; göz...
Sedat Delioğlu derKi GüZ EVİ 1. Bölüm Gökyüzünün silme maviye kesişine; köpüren bulutların başıboşluğuna, vurdumduymazlığına; ince rüzgârın ensemi yoklayışına dalmış; iki kolunu iki yana açsan sokağın bir ucundan diğerine ulaşacak kadar dar, kıvrıla büküle uzayan bir sokakta yürüyo...
Sedat Delioğlu derKi SIRADANLAR DESTANI 3. BöLüM Adamlar ve kadınlar: Elleri bağlı, dilleri kilit, Gülleri çürük, gözleri kanlı, sözleri yarım. Hay oğul Serpuşu sökük, pırtısı yırtık Yayan ayak, meydana varanda. El vurup, çarpana çalıp, Soluğunu soluğumuza vuranda Omuzdaşım...
Sedat Delioğlu derKi GüZ EVİ 2. Bölüm Belki bir terziydi bu evi yaptıran. Evin yapımını, taş taş izlemişti. Her karesine teri dökülmüştü. Boş arsanın üzerinde yükseldikçe evin iskeleti, sonra o iskelet sıvaya boyaya büründükçe, bizim terzinin nabzının ritmine, gözlerinin ışıltısına...
Sedat Delioğlu derKi üçüNCü çOĞUL çok suçları var elleriyle yüzlerini kapamışlar* Yaz akşamlarından ateş böceklerini aldılar Serinliğini kuzey rüzgârlarının Ekmeği, zeytini, söğüt dalını Ardıç kuşlarını aldılar Sonra karar verdiler Hükmü yetmedi seher vakitlerinin...
Sedat Delioğlu derKi SIRADANLAR DESTANI 4. BöLüM ören, yıkıntı Avlu düzü, Dağ bayır Kekik kokar, düş yorar Sual eder, tarih düşer. Gözleri büyük, gözleri kıvılcım, gözleri dağ başı Ay kızım Gözleri gündoğumu, saç boğumu, Kuyruk düğümü, iz düşümü, Gözleri ilkyaz, gözleri ayaz. Gözler...
Sedat Delioğlu derKi SüRGüN çAĞI Gün döner, Ay doğar, Köpüklü sulara... Hırçın dalgalar gelir, çarpar yüzümüze gözümüze, Ay döner, Gün doğar. Aylan ölür! Aylan ölür! Sedat Delioğlu Giresun - 2018...
Sedat Delioğlu derKi Cinayetertesi Bir karga üç kez gakladı. Uzaktı, alaca sabahtı. Kulaklarında ıslıklandı yel Ense kökündeki ürperti bendim. Sanki bir ormandı Yeşili az, toprağı yok Bir karga tam üç kez. Dal eğildi kalktı Bir kanat üç kez şakladı Yakındı, hâlâ sabahtı. D...
Sedat Delioğlu derKi üçüNCü çOĞUL’U BEKLEMEK Kalbinin ara sokaklarında, tenha yollarında, üzerine uzun gölgeler düşen parke taşlarında yalpalayarak yürüyen şu harfler de neyin nesi? Eskilerden yenilerden birikerek gelen ya da yıkarak eskiyi ve şimdiyi sökün eden harfler. Yenile yenilen...
Sedat Delioğlu derKi Yağız Gecenin Sonu çatılardan sarkan buz hevenklerine; iri gövdelerini döndüre döndüre, bir rüzgârın peşine düşen kar tanelerinin dört yana savruluşlarına; kendine çekilen dalların, köklerin, çatıların, pervazların üstüne düşen ıslak beyazlığa rağmen, erkenci bir dağ men...